Göç - Göçmen ve Mülteciler
Göç - Göçmen ve Mülteciler

Suriyeli Mültecilerin Ekonomiye Etkileri | 2019

Göçmen – Mülteciler – Sığınmacılar

Günümüzde göç ve mülteci hareketleri dünyada ki insanların sosyal, politik, siyasi, iletişim yönlerinden birbirine daha yaklaşması ve bir bütün haline gelmesiyle yani küreleşme ile oldukça hız kazanmıştır. Bu sebeple yalnızca insanların iltica ettikleri değil, göç yolu güzergâhında olan ülkelere de etkileri olmaktadır. Ülkemizde bu durumdan tabi ki etkilenmektedir. Ele alacağımız konu son yıllarda özellikle ülkemizde etkisini gösteren ‘Suriyeli Mültecilerin Ekonomiye Etkileri’ yönelik olacaktır.

data-ad-format="rectangle"

2011 yılında Suriye de çıkan çatışmalar dolayısıyla zorunlu bir göç ve mülteci başlamıştır. Ülkemizin burada üstlendiği rol ise Avrupa ülkelerine köprü niteliğinden olmasıdır. Dünyada ki bu göç ve mülteci olaylarının temel sebebine bakacak olursak 17 Aralık 2010 tarihinde Tunuslu bir gencin hükümete yaptığı özgürce iltica edebilme talebine karşılık cevabını alamaması sonucunda kendini ateşe vererek hayatını kaybetmesi göç ve mülteci hareketlerinin dünya çapında yayılmasına neden olmuştur. Ülkemizin bu denli göç eden, mülteci olan veya sığınmacı olan kimseleri kabul etmesinin sebebi ise sınır komşusu olan ülkelere yönelik uyguladığı ‘Açık Sınır Politikası’ olmuştur.

Mülteciler: Genel Bakış

29 Nisan 2011 tarihinde Suriyeli mülteciler /sığınmacılar ülkemize ilk kez giriş yapmışlardır. Bu sebeple hükümet gelen herkesi ‘Geçici Koruma Rejimi’ altında ülkedeki karışıklıklar bitene kadar ülkemizde barınma, gıda ve temel ihtiyaçlarının sağlanması için çalışmalar yapmıştır. Şüphesiz bu konuda en büyük çaba AFAD ve Kızılay tarafından gerçekleştirilmiştir.

2018 yılı verilerine göre ülkemizde 3,5 milyondan fazla mülteci yaşamaktadır. Bunların 250 bin kadarı kendi çabalarıyla kalanlar ise AFAD’ın kurduğu geçici barınma merkezlerinde yaşamaktadır. Fakat bu sayı tam olarak kesinlik ifade edemez öyle ki yasa dışı yolları kullanan, ilk önce sığınma talebinde bulunup barınma merkezlerinden kaçan kişilerin sayısı bilinmemektedir. Genel olarak ülkemizin hiçbir önlem, harcama ve insan ayrımı yapmadan kendi ülkesindeki vatandaşlarla aynı şekilde ilgilenmesi uygulanan politikaların arkasında durulduğunu göstermektedir.

İllere Göre Suriyeli Mültecilerin Dağılımı (2018)

Ortaya Çıkan sorunlar

Her ülkede olduğu gibi göç ve mülteci eden toplulukların yaşayış, din, dil, kültür gibi farklılıkları bulunur. Ama bizim için önemli olan bu topluluğun ekonomik ve sosyal alanlarda yarattığı bir takım sorunlardır. Şimdi bu sorunların birkaçına bakalım.

İş gücü piyasası

Göç eden ve mülteci insanların çoğu çok düşük ücretlerle ya da geçimlerini sağlayabilecek kadar çalışmaktadır. Bu durum ise kayıt dışına yani üretilen bir mal veya hizmetin sanki az işçi ile üretilmiş gibi gösterilmesine, iş yeri sahiplerinin sigorta ve devlete ödediği vergilerden yüksek miktarda tasarruf yaparak kendi cebine girmesini sağlamaktadır. Diğer yandan asgari ücret yerine daha düşük ücretle çalışabilecek insanların sayısının fazla olması işçi ücretlerini düşürmekte ve çalışan kesimin işsiz kalmasına sebep olmaktadır.

Enflasyon

Mültecilerin çoğunluk olarak bulundukları şehirlerde yukarda ki tablodan da görüleceği gibi mal ve hizmetlere olan talep dolayısıyla fiyatlarda artış olması doğaldır. Fakat bu durum yerli halk için olumsuz bir sonuç doğururken yerli üretici için bir fırsat niteliği taşır. Daha fazla mal üreterek kâr elde edebilir. Ama halk bu artan fiyatları fark edince o mal ve hizmeti tüketmekten vazgeçerek ikamesini aramaya başlar.

Bölge Adı

Enflasyon Oranı

Gaziantep, Adıyaman, Kilis

12,89

Şanlıurfa, Diyarbakır

12,47

Mardin, Batman, Şırnak, Siirt

12,29

Gayrimenkul

Özellikle Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Hatay gibi sınıra yakın olan şehirlere göç eden mültecilerin buradaki konut fiyatlarını ve kiraları artırdığı söylenebilir. Öyle ki Tüik verilerine göre bu şehirlerdeki konut fiyatlarında %12’lik bir artış meydana gelmiştir. Yinede ev satanlar açısından güzel gibi görünse de her zamanki gibi asıl belirleyici olan etken yerli halktır.

Çocuk işçiler

Kültürümüze göre çocukların çalışması aileler tarafından istenmez. Fakat ülkemize sığınmacı olarak gelen mültecilerin çok düşük ücretlerle çalıştığını söylemiştik. Bunun üzerine birde çocuk yaştaki işçilerin çalıştırılması eklenince işsizlik sorunlarında tabi ki artışa yol açmaktadır. Örneğin 2018 yılında İstanbul da bir tekstil atölyesine yapılan baskın sonucunda sığınmacı çocukların çalıştırıldığı gizli görüntüler ortaya çıkmış ve haftalık 25 $ gibi bir ücret karşılığında çalıştıkları tespit edilmiş. Bu durum basına yansımasıyla ülkemiz yoğun eleştiriye maruz kalmıştır.

(Kayıt altındaki sığınmacıların dağılımı 2018)

Sağlık hizmetleri

2018 yılında mülteci kamplarından 500 bin kadar hastanın sevki yapılmış, yapılan ameliyat sayıları 200 bin’i aşmış, hastanelerde ki hizmetlerin %40’ı mültecilere sağlanmıştır. Tabi ki bu kaynakların yüksek oranla mültecilere aktarılmış olması yerli halkın bu hizmetlerden mahrum kalmasına, tedavi edilememesine ve verilen hizmetlerin kötüleşmesine yol açmıştır.

Etnik çatışma

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun geçtiğimiz sene yaptığı bir açıklamaya göre mülteci kamplarında yılda 70 bin çocuğun doğduğunu açıklamıştır. Ve devam ederek gittikçe artan bu doğumların ileride mezhep(çeşitli görüş ayrılıklarına) çatışmalarına yol açacağını ve bunun devam eden yıllar açısından büyük bir tehlike barındırdığını söylemiştir.

Poligami

Suriyeli vatandaşlara göre poligami yani çok eşlilik yasal ve doğal olarak kabul edilir. Fakat ülkemizde yasadışı hatta suç sayılmaktadır. Bu durum ilerde toplumun ahlâk yapısında büyük değişimlere yol açacaktır.

Çocukların eğitimi

Ülkemizde çok fark edilmese bile her üç mülteci çocuktan ikisi eğitim ihtiyacını giderememektedir. Eğitim sayesinde bireyler topluma kazandırılarak yararlı hale gelirler. Lakin biz bu konuda gerekli çaba göstermezsek, insanca yaşayabilecekleri bir ortam sağlamazsak bu çocukları şiddet yönüne çevirecek ver yaşadıkları ülkeye fayda yerine zarar sağlayacaklardır.

Saydığımız tüm bu maddelerden sonra ülkemizdeki sığınmacıların Güçlü ve Zayıf yönleri hakkında bir analiz yapacak olursak:

Güçlü YönleriZayıf Yönleri
* En önemli etkenlerden biri ülkemize ne kadar çok insan gelirse gelsin aralarından bazılarının ülkemiz piyasası hakkında bilgi sahibi olması ve Suriye dâhil olmak üzere orta doğu ülkeleriyle dış ticaret ilişkileri kurmak konusunda katkı sağlayan kişilerin bulunmasıdır.Mülteci krizinin ülkemizde yol açtığı maliyetler (daha sonra ele alacağız)

Diğer ülkeler tarafından bu konunun dikkate alınmaması ve yetersiz mali destekleme

Gelen mültecilerin eğitim durumlarının düşüklüğü sebebiyle katkılarının az olması

 Eğitimler için yapılan harcamalar vb.

FırsatlarTehditler
*Az önce söylediğimiz gibi sermeye, yatırım vb alanlarda bilgiye ve bağlantıya sahip kişiler sayesinde ülkeye yabancı sermaye girişi sağlanabilir.

* Orta doğudaki pazara ihracat yapılabilir.

* Yardım için gönderilen malzemelerin sınır şehirlerinde üretilmesi dolayısıyla üretim genişlemesi.

* İşletmelerini ülkemize taşıyan mültecilerin yeni bir ekonomi oluşturmasıdır.

* Mülteci krizi sebebiyle artan harcamaların ülkemiz bütçesine yüklediği ağır maliyetler.

* Çalıştırılan işçilerin çoğunluğunun kaçak olmasından dolayı kaçırılan vergiler.

* Sınır illerinde artan enflasyon, konut fiyatları ve yerli üreticilerin rekabet savaşı yapmasıdır.

* En önemli sorunlardan biri olan halkın Suriyeliler yüzünden ekonominin kötüleştiğini düşünmesi ve ülkemizdeki ihtiyaç sahiplerine yapılması gereken yardımın mültecilere yapılıyor olması gelecek için fazlasıyla sorun teşkil etmektedir.

Buraya kadar mültecilerin ülkemizde yarattığı olumsuz sonuçlardan bahsettik. Şimdi ise az önce bahsettiğimiz gibi sadece gelir düzeyi düşük değil yüksek olan kişilerinde ülkemize gelmesiyle oluşan olumlu yönlerden bahsedelim. Bu kişiler sayesinde özellikle dış ticaret, istihdam ve yatırım üzerine önemli etkiler oluşmuştur.

Dış ticaret üzerine

Ülkemiz ile Suriye arasında özellikle 2009 yılından sonra yüksek rakamlarda ticaret gerçekleşmeye başlamıştır. Bunu en büyük sebebi 2009 yılı itibariyle vizelerin karşılıklı olarak kaldırılmış olmasıdır. Ancak 2011 yılında Suriye de çıkan çatışmalar dolayısıyla ülkemizle olan siyasi bağların zayıflaması sebebiyle ciddi bir azalma olsa da daha sonraları ülkemizin izlediği iyimser politikalar sayesinde tekrar toparlanmıştır.

Suriye’nin ülkemiz açısından ticaret hacmi %1 olarak oldukça düşüktür. Fakat gelişmekte olan ülke konumunda olduğumuz ve tarım, gıda, tekstil ve hafif sanayi ürünleri üretebildiğimiz için bu ticaret ülkemiz için önem teşkil etmektedir. Bu sebeple Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2011 yılında Suriye de ortaya çıkan savaş yüzünden sekteye uğramış bu ticareti canlandırabilmek için; ‘demir-çelik, çimento, sebze-meyve, gıda maddeleri, sanayi ürünü ihraç ederek karşılığında zeytin, Antep fıstığı, kimyon, bina taşı, mercimek, çörekotu gibi malzemeleri ise ithal etmeyi’ politika olarak benimsemiştir. Yatırımcıya özelliklede sınır bölgelerinde bu malzemeleri üreten firmalara kolaylık sağlamıştır. Dolayısıyla yukarıdaki tablodan anlaşılacağı üzere ülkemize gelen sığınmacıların arasında uluslar arası düzeyde bağlantıları olan kişiler sayesinde özellikle sığınmacıların yoğun olarak yaşadığı yerlerde dış ticaret dengesinin sağlandığını ve ihracatın arttığını söyleyebiliriz.

İstihdam üzerine

Türkiye’ye doğru yaşanan ilticanın ardından doğu kesimleri başta olmak üzere, büyük şehirlerde iş gücü arzında büyük bir artış yaşanmıştır ve işçi ücretleri oldukça düşmüştür. Özellikle düşük ücret talep etmeleri veya hiç ücret talep etmedikleri için yerli iş günün rekabetini olumsuz etkilemekte ve azda olsa işsizliğe yol açmaktadır. Bu durumun en büyük sebebi ise gelen mültecilerin sadece günlük geçimlerini sağlayacak kadar ücret talep etmelerinden kaynaklanmaktadır. Tabi ki burada firma sahipleri açısından düşünecek olursak maliyeti çok fazla düşürücü bir unsur olduğu için kârlarını artırabileceklerdir. Ama öte yandan devlete sanki o iş yerinde eksik sayıda işçi çalışıyormuş gibi göstererek vergi kaçırma yoluna da başvurmaktadırlar. Her ne kadar çalışma izni verilen mülteciler olsa da çalışma izni olmayanların neredeyse hiç ücret talep etmeyeceğini bilen firma sahipleri bu durumdan oldukça yararlanmaktadır. Yine de hükümet her şeyin şeffaf olması ve kayıt altına alınabilmesi için 15 Ocak 2016 tarihinde yayınlanan yönetmelik sonucu bu işçilerin çalışmasında izin vermiştir.

Az önce söylediğimiz gibi firmaların devlete vergi ödeme ve işçi sigortalarını ödeme konusunda isteksiz olmaları kayıt dışı işsizliği tetiklemektedir.

Yatırım üzerine

Sığınmacıların yasal ya da yasal olmayan yollar ile ülkemize 3 milyar dolar sermaye getirdikleri tahmin ediliyor. Ve 2018 yılının sonunda banka mevduatlarında 1,2 milyon değerinde Türk lirası bulundurdukları söylenmiştir. Bu rakamlardan anlaşılacağı üzere Türkiye’de 6790 adet Suriye sermayeli şirket kurulmasının normal olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca TOBB verilerine göre son 4 yılda Türkiye’de 750 milyon Türk lirası değerinde Suriyeli vatandaşlar tarafından şirketlere sermaye konulduğunu söylemek mümkündür.

Sığınmacıların şirketlere yatırdığı sermaye miktarları (milyon TL)

Yıllar

Anonim şirket

Limited şirket

Toplam

2015

4,5

70,3

74,8

2016

14,9

181,4

196,4

2017

7,06

226,4

233,5

2018

9,9

236,9

246,8

Sığınmacılar tarafından 2012 yılında 72 şirket kurulmuştur. Gerek hükümetin iyimser yaklaşımı gerek mültecilerin ülkemize olan güveni neticesinde bu rakam 2018 yılında 1764 olarak gerçekleşmiştir. Tabloya bakarsak özellikle 2014 yılından sonra giderek artan sermaye tutarlarının yükselmesinin sonucunu şöyle yorumlayabiliriz; artık misafirlik onumundan çıkıp kalıcılığa geçilmiştir. Bu durum ise daha sonraki zamanlarda konumuzun başında bahsettiğimiz sorunları ortaya çıkartacaktır.

Tabi ki bu olumsuz sonucun karşısında güzel bir taraf vardır. Suriyelilerin tahmini olarak küçük ya da büyük ölçekli olarak kurdukları 4500 adet firmanın 2011 yılındaki krizin başlangıç tarihi itibariyle Türk ekonomisine 666 milyon TL kazandırdıklarını ve bu rakamla birlikte yabacı yatırımlar arasında ilk sıralara yer aldıklarını söylememiz gerekir.

Kişi başına düşen milli gelir üzerine

2011 yılından sonra ülkemize gelen mültecilerin en büyük katkılarından biri büyümeyi etkilemeleridir. Bunun yöntemi ise artan tüketim harcamalarından geçmektedir. Bu sebeple yukarıda bahsettiğimiz gibi özellikle sınır illerinde ve büyük şehirlerde enflasyonun, konut fiyatlarının, işsizliğin vb alanlarda olumsuz sonuçlar doğurduğunu söylemiştik. Şimdi ise bu ekonomik büyümenin gerçek boyutuna bakalım.

Kişi başına düşen milli gelir 2018 ($)

Grafikten gördüğümüz üzere rakamlara Suriyeliler dâhil edildiği zaman düşüş oluyor. Bunun sebebi yukarıda bahsettiğimiz gibi çalışan sığınmacıların kayıt dışı olarak görünmesi ama aynı zamanda üretime katkıda bulunmalarıdır. Zaten durumda tam olarak budur. Milli gelir hesaplamasının içine sığınmacıları dâhil etmemiş olsaydık bu rakamlar daha yüksek çıkabilirdi. Çünkü gelen sığınmacıların artık misafirlik değil kalıcılık esası taşıdığından dolayı hesaplama içine dâhil edilmektedirler. Yani resmi nüfus olarak sayılmayan mülteciler kişi başına düşen gelirin gerçeğinden uzak görünmesine ve ekonomideki değişkenlerin buna yönelik olarak yanlış hesaplanmasına sebep olmaktadırlar.

Türkiye’nin açık sınır politikası izlediği tarihten beri giderek artan sığınmacıların sayısı hala devam etmektedir. Genel olarak bakıldığı zaman enflasyon gibi ekonomiyi kötü etkileyen değişkenleri artırarak istikrarı bozmaları karşısında tabi ki ülkemizde artan yatırımlar ve gelen yabancı sermayeler konusunda olumlu katkıları da olmuştur. Fakat olumlu yönleri ne kadar olursa olsun maliyet ve harcama açısından büyük sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Devletimiz bu konuda asla geri çekilmemektedir lâkin yapılan harcamalar konusunda dikkat edilecek ince nokta şudur ki kendi vatandaşına bu harcamaları yüklememeli, ülkeye giren sığınmacılara hangi hakları tanıyor ve hangi ayrıcalıklarda bulunuyor ise aynısını kendi vatandaşına da sağlamalıdır. Bu şekilde adaletli politikalar uyguladığı sürece, halkta hükümeti yalnız bırakmayarak bu maddi ve manevi yükü birlikte üstleneceklerdir. Şimdi bu konuda devletin üstlendiği mali yüke bakalım.

Harcama üzerine

Sığınmacıların kamu harcamaları üzerine etkisi oldukça büyük olduğu için incelemek gerekir. Bu harcamaları artıran en büyük sebep sınır illerinde artan gıda ve temel malzemelerin fiyatları ve artan konut talebi üzerine olmuştur. Özellikle Gaziantep, Kilis gibi sınır illerinde bu sebeplerden ötürü enflasyon ortalamanın üzerine çıkmıştır.

Görüldüğü gibi birçok dünya ülkesi arasından en büyük sorumluluk ülkemiz üzerindedir. Diğer ülkelerden de bu konuda duyarlı olunmaları istenmiş fakat beklenen istekler görüldüğü gibi yetersiz kalmıştır. Bu durumu daha net açıklamak için bir maliyet hesaplaması yaparak gerçekleri anlayabiliriz.

Örnek maliyet hesaplaması

Yapılan bir çalışmaya göre 2017 yılında Malatya’nın Bey dağı mahallesinde bulunan sığınmacıların kaldığı bir konteynır kentinde yapılan bir maliyet hesaplamasına göz atalım.

Barınma

Kamptaki sığınmacı sayısı = 10.215
Kampın 1 aylık gideri = 3.300.000 TL
Dağıtılan aylık alışveriş çeki toplamı = 1.021.500 TL
Aylık genel gider = 4.321.500 TL

Yıllık genel gider = 51.858.000 TL
Kişi başı aylık gider = 5.076 TL
Kişi başı aylık gider = 432 TL
Günlük gider = 14,10 TL

2017 yılı barınma maliyeti = 768.114.000 TL
2017 yılı idame maliyeti = 389.940.753 TL

Eğitim

Türkiye de 2017 yılı için ilk ve orta öğretimde okuyan Suriyeli öğrenci sayısı 750.000 kişidir. Ve OECD’nin verilerine göre ortalama yıllık maliyetleri 1.330 $ şeklindedir. Buna göre:
Bir öğrencinin yıllık maliyeti x Öğrenci sayısı = Toplam eğitim maliyeti
1.330 (kur 3,60 iken) x 750.000 = 3.583.500.000.TL

Sağlık

Poliklinik hizmeti = 821.148.056 TL
Yatan hasta maliyeti = 152.439.150 TL
Doğum maliyeti = 104.912.440 TL
Ameliyat maliyeti = 841.118.000 TL

Sonuç

Türkiye Günümüzde dünya ülkeleri arasından en çok sayıda sığınmacı kabul eden ülke konumundadır. 2011 yılı sonrasında uyguladığı açık sınır politikası sonucu AFAD ile birlikte gelen sığınmacıların tümünü ayırt etmeksizin onlara yeni bir yaşam kurma çabası içine girmiştir. Bu sebeple 2011 ile 2017 yılları arasında gelen sığınmacı sayısına ve yapılan bir ortalama maliyet hesaplamasına göre yapılan harcama miktarını şöyle ifade edebiliriz.
Barınma maliyeti = 6.752.423.795 TL
Eğitim maliyeti = 12.210.510.816 TL
Sağlık maliyeti = 1.919.617.646 TL

Sonuç olarak diyebiliriz ki ülkemizin sahip olduğu kültür gereği yardıma ihtiyacı olan herkese kucak açmak tabi ki gerekir. Ancak her ne kadar olumlu yönleri de olsa ekonomiye zararı faydasından daha çok olmuştur ve olacaktır. Devlete burada düşen görev her şeyi kayıt altına almak, fırsatçılara izin vermemek ve kendi haklı dâhil kimseyi kayırmadan adaletli davranmak olmalıdır.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Türkiye’deki Suriyelilerin demografik görünümü, yaşam koşulları ve gelecek beklentilerine yönelik saha araş­tırması (2017)
  • Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların ekonomi üzerindeki etkileri (Sultan SALUR – M. Mustafa ERDOĞDU)
  • Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Ekonomik Maliyeti (Recep KARABULUT – Mahmut AÇAK)
  • Suriyeli mültecilerin Türkiye ekonomisine etkileri (Prof. Dr Salih ÖZTÜRK – Selen ÇOLTU)
  • Suriyelilerin Türkiye ekonomisinde kayıt dışı istihdama etkileri ve bunun yansıması olarak Türkiye’ye maliyetleri üzerine bir inceleme (Öğr. Gör. Tuğba YILDIZ – İbrahim YILDIZ
  • İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (http://www.goc.gov.tr/)
  • Ekonomistler Platformu (http://www.ekonomistler.org.tr/)
  • Mülteci krizinin yol açtığı sorunlar (https://konupara.com/)
  • Sığınmacıların Ekonomiye Etkileri Nasıl (https://www.dogrulukpayi.com/)
  • Ekodialog.com (http://www.ekodialog.com/)
  • Ticaret Ekonomisi (https://tradingeconomics.com/)
  • TÜİK (http://tuik.gov.tr/)

Hakkında: Adem Ersagun ULUPINAR

Karabük Üniversitesi - İktisat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir