2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi ve Ekonomide Dengelenme

Ekonomide Dengeleme

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk bütçesi olma özelliği taşıyan 2019 yılı bütçesi, bu yıl ilk kez Cumhurbaşkanlığı tarafından TBMM Başkanlığına sunuldu. Hazine ve Maliye Bakanının yaptığı açıklamalara göre 2019 bütçesinde giderler 961 milyar TL, gelirler 880,4 milyar TL, bütçe açığının ise 80,6 milyar TL olması beklenmektedir. Bütçe açığının milli gelire oranı ise %2 ‘nin altında olması bekleniyor.

Bütçeye bakıldığında ilk olarak gelir ve harcama yönlü tedbirler dikkat çekiyor. Hükümetin mali tedbir olarak 70 milyara yakın bir parayı kullanmayacağını görebiliyoruz. Bütçede karşımıza çıkan durum şu: Kontrol edilebilir bir bütçe açığı ile devam edilmek isteniyor. Büyüme oranlarına baktığımızda 2,3 olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin büyüme potansiyelinin %5’ler seviyesinde olacağını düşünürsek, bu 2,3’lük büyüme oranı ekonomiyi zorlayacak bir durum. Ekonomi böyle zorlanırken kamu harcamalarındaki düşüş ve vergi gelirlerindeki mevcut politikalar talep yönlü ekonomiyi de zora sokacaktır. Bu da ekonominin potansiyel büyümesinin altında talep yönlü bir daralma olduğunu gösteriyor. Bu da toplumda reel ücretlerin daralması anlamına geliyor.

Türkiye 2019’a farklı bir şekilde giriyor. Yapısal nedenlerden kaynaklanan makro etkiler görünür oluyor. Dolar kurundaki yüksek dalgalanma ve yüksek faiz artışları gibi. Ayrıca kamu harcamalarında 2016-2017’deki harcamaların yüksekliği nedeniyle faiz dışı dengenin daha kötü bir noktaya geldiğini görüyoruz. Bu nedenle bütçe çok önemli oluyor.

Geçtiğimiz yıllara dönük kısa bir araştırma yaptım. Ve Türkiye’nin 2000’li yıllardan bu yana ekonomisini gözden geçirdim. Gelin hep beraber o yıllara dönelim ve Türkiye’nin neler yaşadığını yıl yıl ele alalım.

Türkiye 2000 li yıllarda önemli krizler yaşadı. Bu krizleri atlatmak için de bir mali program uygulandı. O program sonucunda hedeflenen, piyasa ve mali disiplin açısından olumluydu. Daha sonra 2008 krizi araya girdi. Bu krizle Dünya genişletici maliye politikası uygulamasına geçti. Sonucunda kamu harcamaları arttı. Türkiye de kamu harcamalarını arttırdı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en genişletilmiş kamu harcamaları politikası 2005-2017 yılları arasında gerçekleşti. Kamu harcamalarında her yıl 7-8 milyar dolarlık artışlar oldu. Faizler düşünce, bütçede faiz maliyeti düşünce, mali alan yaratıldı ve krize karşı bu kaynak kamu harcamalarına aktarıldı. Biz de bu dönemde kamu harcamalarında olması gerekenden fazla genişledik.

Bu makale ilginizi çekebilir:   Ek kart nedir? Ek Kart Başvurusu Yapma |2023

Şöyle bir soru hepimizin aklına geliyordur. Gelir artışı yok kamu harcaması çok neden?

Bu konuya da şöyle açıklık getirebiliriz. Gelirleri artırmadan, en önemlisi vergi gelirlerini artırmadan kamu harcamalarını genişlettik. Bu da bütçe açığı vermemize ve bütçe dengemizin bozulmasına sebep oldu.

Gelir vergisi adaleti hakkında halkımız ne düşünüyor?

Toplumun gelir vergisi konusunda gösterdiği tepkilerin başında adaletli düzenlenmediği geliyor. Belli bir seviyenin üzerinde geliri olan bir kişi ile devlet memurlarının gelir vergisi arasında dağlar var. Bunun nedenine gelirsek vergi harcamalarına baktığımızda Türkiye ‘de tahsis edilen verginin %22’si belli istisnalar nedeniyle alınmıyor. Yani daha en başında %20-25 seviyesindeki vergi kişi, şirket ve firmalarda bırakılıyor. Bazı faaliyet alanları vergiye girmiyor. Ayrıca bizde beyan sistemi yok. Çalışanlar kazanç elde ettiklerinde asıl kazancı üzerinden vergi ödemiyorlar. Yani burada ne yapılıyor? Belli bir düzeyin altında gelir elde edenlerin vergileri farklılaşıyor. Yani bu da demek oluyor ki kazanç seviyesi yükseldikçe ödenen vergi artıyor bu sayede gelirde adalet sağlanıyor.

Bizimde şöyle sıkıntımız var. Ülkemizde vergi gelirlerinin düzenleyici etkisi çok sınırlı. Temel neden, az önce de bahsettiğim gibi gerçek kazanç üstünden beyan olmaması. İkinci olarak ekonomiye istihdam ve katma değer sağlayıp rekabet yaratacak sektörlere ilişkin makro ve genel bir teşvikin olmaması. Optimal vergi politikasında gelirin düz oranlı vergilendirilmesi, yüksek gelire sıfır marjinal vergi oranı uygulanması ve vergilendirmenin dolaylı vergilere kaydırılması gibi üç eğilim gözlenmektedir. Türkiye’de vergilendirme dolaylı vergiler ve ücretlilerden kesilen gelir vergisi üzerine kaymaktadır. 2015 itibariyle, istihdam edilenlerin yüzde 65’inden fazlasını ücretli ve yevmiyeli olarak çalışanlar oluşturmakta ve bu grup üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin yüzde 13’ünü; kişisel gelir vergisinin ise yaklaşık yüzde 60’ını oluşturmaktadır. Söz gelimi 2017 de Ücretliler 67,1 milyar lira gelir vergisi öderken, kurumların ödediği vergi 52,9 milyar lirada kaldı. Bu tabloya bakarak vergi yükünün çalışan ücretlilere daha çok yüklendiğini rahatça görebiliriz.

2019 Bütçesinde ÖTV gelir gelir hedefleri ve artışları

2019 bütçe tasarı incelendiğinde 853,8 milyar TL’lik vergi geliri beklentisinin bütçe toplam gelirine oranının %88,3 düzeyinde olması, gelir kaynağı kalitesi açısından olumlu bir durum. Olumsuz olan kısım ise 853,8 milyar liralık vergi geliri beklentisinin sadece 257,7 milyar TL’nin gelir üzerinden ve 17,1 milyarının mülkiyet üzerinden alınan dolaysız vergiler olması. Gelir ve kazanç vergileri hem düşük hem de %93’e yakını kaynaktan kesinti yoluyla alınacaktır. Bu durum vergi verme ya da vergiye uyum kültürünün ne derecede yetersiz olduğunun açık şekilde göstergesi. Nitekim adaletsiz olarak bilinen ve genellikle tüketim üzerinden alınan dolaylı vergilerin 529 milyar TL ile %62’lik bir orana sahip olması adaletsiz vergi yapısının devam ettiğinin göstergesi.

Bu makale ilginizi çekebilir:   OBO Nedir? Omuz Baş Omuz Formasyonu| 2022

Mayıs ayında başlayan yeni sistemle akaryakıt ürünlerinden elde edilen ÖTV 2019 yılında %20,2 artacak. Bu yıl önce 68,4 milyar TL olarak tahmin edilen petrol ürünlerinden alınan ÖTV, 2019 yılı bütçe tasarısından revize edilerek 57,2 milyar TL olarak belirlendi.2019’da ise akaryakıt ürünlerinden alınacak ÖTV geliri 68,7 milyar TL olarak öngörüldü.

Bütçe tasarısına göre motorlu taşıtlar üzerinden alınan ÖTV %15,4 artacak.2019 yılında motorlu taşıtlar vergisi üzerinden alınan ÖTV’den 24 milyar TL gelir elde edileceği düşünülmekte.

Alkollü içkilerde ise ÖTV %23,9 artacak. Bu yılın başından 10,5 milyar TL olarak öngörülen gelir yıl sonunda 12,3 milyar TL olacak. Yani alkollü içkilerden 2,3 milyar TL fazla vergi elde edilmiş olacak.

Sigaradan alınan vergiler 2019 yılında %2,8 oranında artacak. Yılın başında sigaradan alınacak ÖTV 37,7 milyar TL olarak öngörülürken yıl sonunda bu rakam 44,4 milyar TL’yi bulacak. Yani sigaradan alınan ÖTV geliri yılbaşından tahmin edilen rakamdan 6,9 milyar TL daha fazla gelir getirecek.

Bakanlıklar ve bütçeleri

2019 yılında yatırımcı bakanlıkların bütçelerinde büyük oranda kesintilere gidiliyor. Diyanet işleri Bakanlığı %34 artırıldı ve 7,7 milyar TL’den 10,5 milyar TL’ye çıkarıldı. Yeni tabloya göre Diyanet Bakanlığının bütçesi bazı bakanlıkların ve MİT’in 5 katına ulaştı.

Bütçe verilerine göre, önümüzdeki yıl Diyanet’in ödeneklerinde en yüksek artış personel harcamalarında olacak. Büyük bölümünün memur maaşlarını oluşturduğu genel bütçedeki personel giderleri 2019’da %17 ye artarken, Diyanet Bakanlığının personel ödeneği %36,5 artarak 6,2 milyar liradan 8,5 milyar liraya çıkacak. Artışın bu denli yüksek belirlenmesi, Diyanet Bakanlığı’nın önümüzdeki sene çok sayıda yeni personel alacağını gösteriyor.

Enerji Bakanlığı bütçesi de 2019’da bu yıla göre %14,3 oranında düşürülerek 2 milyar 44 milyon TL’ye indirildi.

Ulaştırma Bakanlığı bütçesinde de %56’lık bir kesinti oldu. Geçen sene 31,3 milyar TL olan Ulaştırma Bakanlığı için yeni yılda 13,6 milyar TL ayrıldı.

Bu makale ilginizi çekebilir:   İş Bankası Nays Kart Nedir? Nerede Geçerlidir? |2022

Kentsel dönüşüm projelerini yürüten Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2 milyar 573 milyon TL’lik bütçesi de Diyanet Bakanlığının bütçesinin çeyreğine ulaşamadı.

Eski ve Yeni Bütçe Karşılaştırması

Bütçelerde dikkat çeken altyapı yatırımları var. Bu kadar altyapı yatırımı gerekli mi?

Ülkemiz gelişmekte olan bir ülke. Altyapı yatırımı yapması anlaşılır. Fakat sosyal harcamalar, eğitim ve sağlık da önemli. Bu nedenle bizde harcamaların gelir dağılımını düzenleyici etkisi eksik kalıyor. Ülkeyi geliştirmek için daha çok köprü, yol, baraj gibi altyapı projelerine ağırlık veriliyor. Sonuç olarak diğer kalemler geride kalıyor. Burada harcamaların dağılımı da önemli. Türkiye genişletici maliye politikası uygularken tercihini altyapıya kaydırdı. Bu yatırımlar da haliyle yararlı tabi fakat bizim hangi öncelik seviyemizde? Bizim sağlık, eğitim, rekabet gibi belli hizmet alanlarına yatırım yapmamız gerekiyor. Altyapı yatırımlarına verilen ağırlık kadar eğitim, sağlık sektörüne ağırlık verilse hem bütçeden tasarruf sağlanır hem de o alanların geliri daha yüksek olup bütçe girdisi daha fazla artar. Özellikle de sağlık sektöründe. Ülkemiz dünyanın en hızlı yaşlanan üçüncü ülkesi.

Yüksek faizlerin olduğu bir dönemde dalgalı bir kur ortamında 2019 bütçesindeki gibi vergi gelirleri sınırlı kalır. Faiz giderlerini ve özelleştirme gelirlerini çıkardığımızda ortaya çıkan açık seviyesi borçlar açısından önemli. Faiz dışı denge ne kadar iyiyse piyasalardan daha az borçlanırsınız. Yani borçların yapısı ve sürdürülebilirliği açısından önemli bir gösterge. Hükümetin kapsamlı bir program açıklamasının sebebi bu dengeler. Rakamlar ve dengeler çok çabuk bozulur. Bu nedenle vergi açısından istisnaları, muafiyetleri doğru açıklamazsanız açık hızlı bir şekilde artış gösterir. Bu açık arttıkça faiz artar ve kur üzerindeki baskı buna eşlik eder.

Türkiye’nin üretim ekonomisine geçerek katma değeri yüksek ürünler ithal eden ülke değil ihraç eden ülke olması gerekir.

Kısaca Türkiye’nin çok iyi bir programa ihtiyacı var. Halkın ihtiyaçlarını görebilen orta ve uzun vadeye bakabilen toplumsal kesimlerle iyi tartışılmış uzmanlarla muhalefet ve toplumla bunu ortaya koymak lazım. Önceliklerle ve ihtiyaçlar temelinde yatırım yapılması lazım. Bu büyüklükteki yatırım alanlarına ısrarla kaynak ayırdığımız zaman onun bir yansıması da vardır. Daha fazla yol daha fazla köprü yapılmak istenecek. Bir soruyla yazımı sonlandırmak istiyorum. Hâlbuki bunlara ne seviyede ihtiyaç var?