Avrupa Borç Krizi Nedir? | 2020

Avrupa Borç Krizi Tanım ve Açıklamalar

Avrupa Borç Krizi, 17 Avrupa ülkesini birbirine bağlayan Euro para biriminin çöküşü anlamına gelmektedir. Euro Krizi gibi anlamlarıda taşımaktadır. Geçtiğimiz 3 senede Yunanistan, Portekiz, İrlanda, İtalya ve İspanya,hepsi de finansal çöküşün eşiğine gelerek tüm Avrupa kıtasına ve dünyanın kalanına tehdit oluşturdular. Peki bu nasıl oldu? Avrupa’yı Birleştirmek, Avrupa tarihinin çoğu, birbirleriyle yaptığı savaşlarla geçer. Birbiriyle savaş halinde olan ülkeler de haliyle aralarında az ticaret yapar. Avrupa; her daim ticaret engelleri, gümrükler ve farklı para birimlerinin kıtası olmuştur.

Sınırlar arasında ticaret yapmak haliyle hep zor olmuştur. Öncelikle paranızı diğer para birimine çevirmek için bir ücret ödemeniz gerekir. Ardından gümrük ücreti ödemeniz gerekir ki diğer ülkenin mallarını alabilesiniz. Bu şekilde ekonomik büyüme sağlanamazdı. Sonra İkinci Dünya Savaşı geldi ve Avrupa’yı mahfetti. Hal böyle berbat olunca, Avrupa’yı yeniden inşa etmenin en hızlı yolu bu bariyerleri kaldırmaktan geçiyordu.

Avrupa Birliğinin Ortaya Çıkışı

avrupa birliği

Çelik metalindeki gümrük ücretlerinin kalkmasıyla, bir ülkedeki çelik madeni diğer ülkedeki bir üreticiye malını satabildi. Bu Avrupalı’lara bir fikir vermiş oldu. Bu fikir “Birleşmiş bir Avrupa” düşüncesinin ta kendisiydi. Tüm kıtayı kapsayan ve gelecekteki tüm savaşları önleyecek tek bir birlik oluşturmaktı. Ülkeler bu amaç için birlikte çalışmaya başladılar ve ticaret engellerini kaldırıp, birbirleriyle iş yapmanın maliyetlerini düşürdüler. Düşmesi gereken son engellerden biri Berlin Duvarı’ydı. Almanya’nın da birleşmesiyle, işte Avrupa Birliği tam olarak hazırdı. 27 ülke Maastricht Anlaşması’nı imzalayarak Avrupa Birliği’ni kurdular.

Euro Biriminin Ortak Para Seçilmesi

Avrupa Birliği’nin kurulması sınırlar arasında ticaret yapmayı daha da kolay hale getirdi. Ancak hala önemli bir sorun daha vardı bu sorun, farklı para birimlerinin kullanılmasıydı. Kuruluştan 10 yıl sonra kullanılan para birimlerini bire indirmeyi başarabildiler. Euro! Doğum tarihi 1 Ocak 1999 Euro’ya geçip Euro Bölgesi’ni oluşturan ülkeler, kendi para birimlerini kullanmayı bıraktılar. Aynı zamanda kendi para politikası uygulamalarına da son verdiler. Bu Paranın kontrolünü yeni oluşturdukları AMB olarak bilinen Avrupa Merkez Bankası‘na verdiler. Euro Bölgesi’nin artık birleşmiş tek bir para politikası olmuş oldu. Ama hala daha çok farklı maliye politikaları vardı ki bu da söz konusu borç krizinin kilit sebeplerindendi.

Avrupa Para Politikası ve Maliye Politikası

Para Politikası ve Maliye Politikası arasındaki farkı anlamak bu noktada önemli hale geliyor. Para Politikası, para arzını kontrol eder. Yani ekonomide ne kadar para olacağını ve borç almanın hangi faizlerden yapılacağını belirler diyebiliriz. Maliye Politikası ise devletin ne kadar vergi toplayacağını ve ne kadar harcama yapacağını belirler. Hükümetler ancak topladıkları vergi kadar harcayabilirler. Bunun üzerinde kalan harcamalar, borç alınarak yapılabilir. Buna bütçe açığı veya açık bütçe harcaması denir. Genel Devlet Dengesi ve Bütçe Bileşenleri konulu makalemizde detaylıca bütçe harcamasını inceleyebilirsiniz.

Avrupa’dan önce, Yunanistan gibi ülkeler yüksek faiz oranlarından borçlanmaları bir yana, borç alacak çok az para bulabiliyorlardı. Çünkü borç verenler kendilerini çok para verecek kadar güvende hissetmiyorlardı. Fakat şimdi Euro Bölgesi’nin yeni birleşmiş para politikasının bir üyesi olarak borçlanabildikleri miktar fırladı. Küçük ülkeler birden bire hiç erişemedikleri kredi imkanlarına ulaştılar. Yunanistan gibi %18 civarında faiz oranlarından borçlanabilen ülkeler, şimdi Almanya ile aynı düşük oranlardan borçlanmaya başladılar. Artık borç verenler, Yunanistan borcunu ödeyemez duruma gelirse, Almanya ya da Avrupa’nın diğer büyük ekonomilerinin bu borcu ödeyeceklerine inanmaya başladılar.

Avrupa Borç Krizi Nasıl Başladı?

Avrupa ortak para birimi ile birbirlerine bağlıydılar. Bahsedilen yeni ucuza kredi yöntemiyle Yunanistan ve diğer Avrupa ülkeleri maliye politikalarını değiştirerek,harcamalarını daha önce asla ulaşamayacakları miktarlara çıkarabilir hale geldiler. Bazı ülkeler devasa boyutlarda açığa harcama politikası gütmeye başladılar. Bunlar çoğunlukla siyasetçiler tarafından seçilebilmek için kullanılıyordu. Siyasetçiler; daha fazla iş, daha yüksek emekli maaşı gibi sözler verdiler. Bu sözlerin hepsi artık borç alabilecekleri yeni para üzerine kuruldu.

Yunanistan, Portekiz ve İtalya hükümetleri devasa borçlar biriktirdiler. Ancak borcu ödemeye geldiğinde yeniden borç bulabildikleri için ödeme yapabiliyorlardı. Borç bulabilme işi sürdükçe harcamalar ve dengesiz maliye politikaları da sürüyordu. İrlanda ve İspanya’da ucuz kredi, büyük emlak balonları yaşanmasına neden oldu aynen geçmişte Amerika’da olduğu gibi. Krediler aktıkça aktı, borçlar artarak birikti ve Avrupa ekonomileri bu ilişkide gitgide sıkı sıkıya birbirlerine bağlandı. Şirketler diğer Avrupa ülkelerinde fabrikalar ve idari ofisler açmaya başladılar. Alman bankaları Fransız şirketlerine borç verdi. Fransızlar İspanyollara borç verdi derken bu şekilde sürüp gitti. Bu ticari ilişkileri oldukça verimli hale getirdi. Ama aynı zamanda Avrupa’nın kaderini de birbirine bağlı hale getirmişti.

Avrupa Birliği ilişkilerinin Zayıflaması

Birlikteki ülkelerin birbirleri ile kredi ilişkileri mümkün oldukça, ki 2008 yılına kadar mümkün oldu, işler bu şekilde devam etti. Amerika emlak piyasasındaki çöküşle birlikte tüm dünyaya yayılan kredi krizi, borçlanabilmenin her yerde durmasına neden oldu. Aniden Yunan ekonomisi işleyememeye başladı. (ARTIK PARA YOK!) / ( ÖDEMENİ YAP!) Yeni yarattığı istihdama ve sosyal yardım ödemelerine ayıracak parayı borçlanmamaya başladı. Borçlarını ödemek için ihtiyacı olan yeni parayı da borçlanamadı. Bu Yunanistan’ın bir problemi gibi gözükse de ortak para politikası nedeniyle aslında tüm birlikteki ülkeler için bir problemdi.

Avrupa’nın çoğu bol keseden harcıyordu ve ödeyemeyeceklerinden fazla borçlanmışlardı. Sorun şu ki ya birisi tüm masanın hesabını ödeyecekti, ya da Avupa’daki her ülke bunun acısını çekecekti. Faturayı şişiren ülkeler borcunu ödeyemeyince, herkes Almanya’nın eline bakmaya başladı. Kemer Sıkma Önlemleri,Avrupa’nın en büyük ve güçlü ekonomisi olan Almanya, borçlu ülkeleri kurtarmaya yardım etmeyi gönülsüz de olsa kabul etti. Bir başka değişle, Almanya faturayı ödemeyi kabul etti,ancak borçlu ülkelerin sıkı kemer sıkma politikalarını uygulamayı kabul etmesi şartıyla, ki bir daha bu tip bir olayın yaşanmaması garanti altına alınsın.

Avrupa Birliği Kemer Sıkma Politikası

Kemer sıkma politikaları; harcamaları kesmek, daha az borç almak, ve daha fazla borç ödemesi yapmak yani başa geleni çekmek anlamına geliyordu. Basit bir çözüm gibi geliyor değil mi? Hiç de öyle değildi. Öncelikle kimse kemer sıkmak istemez. Kemer sıkmak demek hükümet harcamalarını kesmek demek. Hükümetler ise bir ekonominin açık ara farkla en fazla harcama yapan aktörüdür. Dolayısıyla hükümet harcamayı kestiğinde aslında vatandaşlarının kazancını kesmektedir. İnsanlar işlerini kaybeder, duruma öfkelenir, sokaklara dökülürler. Ayrıca kemer sıkma politikası bütçeyi o dakika tekrar dengeli kılacak demek değildir.

Gördüğünüz üzere hükümetler vatandaşlarının geliri üzerinden vergi toplarlar. Dolayısıyla gelirler azaldığında, hükümet de daha az vergi toplar. Geri ödeme o kadar kötü durumdadır ki politik açıdan başarılması imkansız diyebiliriz. Tüm bu sorunun başını Euro bölgesinde var olan büyük kültür farklılıkları çekmektedir.

Almanya Ve Yunanistan Değerlendirilmesi

Almanya, finansal konularda oldukça sorumluluk sahibidir. Korkunç derecede aşırı enflasyonla yüzleştiği Birinci Dünya Savaşı zamanlarında bile,ülke enflasyondan kaçınma, hükümet harcamaları ve borç alma konusunda olağanüstü dikkatli davranmıştır. Almanlar genelde çok çalışır ve kısa bir periyot için az miktarda devlet yardımı almayı beklerler. Ayrıca vatandaşlar tüm vergilerini titizlikle öderler. Diğer taraftan Yunanlar ise uzun süre oldukça cömert devlet yardımlarından yararlanırlar ve vergilerini ödemezler. Yunanistanın gerçekten ciddi bir problemi var. O da şu ki vatandaşlarına uyguladığı verginin büyük bir kısmını hiçbir zaman toplayamıyor.

Avrupa

Hep de böyle olmuştur. Euro’ya geçmek ise bu olumsuzluğu daha da arttırdı. Alman bakış açısıyla bu iş böyle yürümez. Eğer Almanların parasını istiyorsanız, kurallarına da uyacaksınız. Borçlu ülkeler adım adım iflasa doğru ilerledikçe, tüm Avrupa kıtası tehlikedeydi. Üstelik borçlu ülkeler göreceli olarak küçük ekonomiler olsa da,Euro bölgesinin finansal açıdan birbirine çok bağlı olmasından dolayı sisteme büyük risk teşkil ediyorlardı. Bunun başlıca sebebi Euro para biriminin kendisidir. Hatırlayın; borçlu ülkeler bankalardan, yatırımcılardan, diğer Avrupa hükümetlerinden borç almıştı. Borçlu ülkeler iflasa yaklaştıkça, onlara borç veren herkes daha zayıf hale geliyordu. Bu borç verenlere borç vermiş olanlar da daha zayıf hale geliyordu ve halka bu şekilde genişliyordu.

Bir ülkede de yaşanan bir sorun, zincirleme iflas tehlikesi yaratarak tüm kıtaya yansıyordu. Yunanistan iflas ederse, İspanya da edebilirdi. Italya, Portekiz, İrlanda sıradaki kurban olabilirdi. Fransa, Almanya derken yakın zamanda bu sorun sadece birlik oluşturan ülkeleri değil, tüm dünyayı tehdit edebilirdi. Tek bir maliye politikası ya da dağılma. Problem şu ki borçlu ülkeler kemer sıkma politikasını kabul edip uygulasalar da,Almanya ve diğer güçlü ekonomilerin kurtarma paketi borcu ödemelerini ve acilen krizi önlemelerini sağlasa da,bunun ileride tekrar yaşanmasını önleyecek mevcut bir sistem bulunmuyor. Bu da bizi para politikası ile maliye politikası arasındaki temel ayrıma getiriyor.

Avrupa Borç Krizi Nasıl Çözülür?

En nihayetinde Euro Bölgesi’nin para politikası ile uyumlu bir maliye politikası birliğine ihtiyacı var, ya da hiçbirine. Yani Euro Bölgesi’ndeki her bir ülkenin maliye politikasını belirleme gücü olan bir kurum olmak durumunda. Harcamaları kesmek, vergileri arttırmak, kanunları belirlemek gibi yetkileri olmalı. Böylesi bir maliye politikası birliği gerçekten de aşırı borçlanmayı ve harcamayı önleyebilir. Ama bu oldukça karmaşık ve rağbet görmeyen bir düşünce. Bu egemenlik hakkını daha üst bir güce devretmek demektir. Özü itibarıyla Avrupa Birleşik Devletleri demektir. Merkezi bir maliye politikası olmaksızın, ülkeler açık vermeye ve borç biriktirmeye devam edecektir.

Bu da Euro’nun değerini düşürecek ve Avrupa’nın istikrarını tehdit edecektir. Avrupa gerekli adımları atıp, para politikasının yanında maliye politikasında da birlik sağlayabilecek mi? Yoksa para birliği dağılacak ve Euro ortadan kalkacak mı? ilerleyen dönemlerde bu gibi soruların cevaplarını bu makalemizin altından devam ettireceğiz.

Kaynak;

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/847602

] }

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir