Kur Savaşları

Kur Savaşları Nedir? FED, AMB ve BOJ Savaşları | 2019

Kur Savaşları Nedir?

Döviz Kuru, diğer para birimlerinin ulusal para birimi açısından değerini ifade etmektedir. Kur savaşları kavramı ise gelişmiş ülkelerin ekonomilerini büyümtek için para birimleri üzerinden rekabet etmelerine verilen isimdir. Günümüzde ülkeler finansal açıdan da birbirleri ile savaş vermektedir. Bunu aktif olarak gerçekleştirebildikleri en önemli alan ise kur savaşlarıyla olmaktadır. Ülkeler kur savaşı ile birlikte diğer ülkelerin ekonomik yapısını ticaretini etkileyebilmekte ve zarar verebilmektedir.

Kur Savaşlarına Giriş

Kur savaşları, herhangi bir ülkenin diğer ülkeler karşısında parasının değerini düşürmesi anlamına gelmektedir. Yani kısaca devalüasyon yapması anlamına gelir. Ülkelerin satmakta olduğu malların fiyatları ne kadar pahalı ise o ülkenin o malları satması güçleşecektir. Ancak satmakta olduğu mal fiyatlarında azalışa gitmesi ya da diğer paralar karşısında kendi parasının değerini düşürmesi sonucunda rekabet avantajı sağlayarak ihracat artışına neden olacaktır. Basit bir anlamda ülkedeki para biriminin değerinin düşmesi sonucunda ihraç ettiği ürünlerin fiyatı düşecek ithalat ise pahalılaşacaktır. Tüm bunlar karşısında iç ve dış talebin artmasıyla üretim artacak ülkenin ticaret hacmi genişleyecek , üretim artışıyla birlikte işçilere duyulan ihtiyacın artmasıyla istihdam oranlarında artış meydana gelecektir. Kısa dönemde bu olaylar olumlu etki yaratırken uzun dönemde ithalatta fiyat artışı sebebiyle halkın alım gücünü etkilemekte ve durgunluğa yol açabilmektedir.

Amerika Merkez Bankası FED

FED kısaca Amerika Birleşik Devletlerinin merkez bankası olma rolünü üstlenmektedir. Ancak görevleri sadece merkez bankası olma rolünü üstlenmemekle birlikte tüm dünya üzerinde söz sahibi olan para politikalarını uygulamakta ve geliştirmektedir. Uluslararası sistemde söz sahibi olmasının nedeni ise uygulayacağı para politikalarıyla birlikte dolarda meydana gelecek dalgalanmalar sonucunda yukarı ya da aşağı yönlü bir etki yaratabilmekte.

Avrupa Merkez bankası ECB

Kısa adıyla ECB, Avrupa Merkez Bankası anlamına gelmektedir. Avrupa Merkez Bankası, Euro para birimini kullanan Avrupa ülkelerinin merkez bankası olarak faaliyetini sürdürmektedir. Ayrıca Euro’nun üye ülkeler arasında dolaşımı ve ihracını gerçekleştirerek korunmasını sağlar. Bunun yanı sıra bir merkez bankası olarak üye ülkeler içerisinde fiyat istikrarını sağlamakta ve faiz oranları hakkında kararlar vermektedir.

Japonya Merkez Bankası

Bank Of Japan anlamına gelen BOJ, Japonya Merkez Bankasına verilen addır. Diğer bankalar gibi bu da milli para birimi olan yenin basım ve dağıtımını gerçekleştirmek, fiyat istikrarını korumak ve finansal düzenin olumlu bir yapıda çalışmasını sağlamakla birlikte para politikaları üzerine kararlar almaktadır.

Açıklamış olduğumuz merkez bankaları yani Federal Rezerv Sistemi (FED), Avrupa Merkez Bankası (ECB), Japonya Merkez Bankası (BOJ), dünya üzerinde söz sahibi olan ve faaliyet gösteren 3 ana merkez bankası olma rolünü üstlenmektedir. Şimdi ise bu bankaların dünya üzerinde nasıl bir kur savaşı yarattıklarına bakalım.

Altın Standardı

Ülke para birimlerinin henüz dolara endekslenmediği zamanı kapsayan 1870-1914 yılları arasında ulusal para birimleri, altına endekslenmiş durumdaydı. Kağıt para birimlerinden önce ülkeler altın ve gümüş olmakla birlikte iki para birimi kullanmışlardır. Ancak 19. Yy. sonlarında yeni gümüş madenlerinin bulunması, İngiltere gibi sömürgeci devletlerin kıta aşırı topraklarda yatırımlarını azaltması gibi etmenler gümüşün değerini düşürmüş ve gümüş, para birimi olarak bu yıllarda tedavülden kalkmıştır. Daha sonra kağıt para birimleri çıkarılarak altına endekslenmiştir. Yani ülkenin altın miktarı ne kadar yüksekse o kadar para hacmi olacak ve bütün ülkelerin para birimleri altına endekslenerek değerleri bulunacaktı. İşte henüz kur savaşlarının olmadığı yıllarda yani 1870-1914 yılları arasında altın standardı uygulanmış ve ülkeler ticaretten daha fazla kazanarak altın standardını arttırmaya çalışmışlardır.

Ancak altın standardının olumsuz yanları da vardı. Ülke dış açık verdiğinde altın miktarı azalmakta ve sonucunda ülke ekonomisi daralmakta ve altın miktarının arttırılmaması, ekonominin tekrardan canlanmasına engel olmuştur. Diğer bir olumsuz yanı da dış ticarettir. Giderek gelişen dış ticarete karşı arzı arttırılmayan altın hacmi ülkelerin dış ticaretinin gelişmesine engel olmaktaydı. Bu yüzden 1. Dünya savaşından sonra altın standardından hızla vazgeçilmiş ve böylece kur savaşlarının önü açılmıştı.

Birinci Dünya Savaşı ve ABD

Birinci dünya savaşı ülkelerin para birimlerinin değerini ciddi anlamda düşürmüştü ancak bu değer kaybı kur savaşlarından kaynaklanmamaktaydı. Savaşa girmiş ülkeler savaş harcamalarını karşılayabilmek için bol miktarda para basmış ve bunun sonucunda paraları özellikle de ABD dolarına karşı aşırı miktarda değer kaybetmişti. Özelliklede İngiltere, Almanya, Fransa gibi büyük ülkelerin gücü savaşta azalmış ve askeri harcamalar nedeniyle ABD’den borçlanmışlardır. Sonucunda ABD dolarının işlem hacmi artmış ve ABD ekonomisi 19.yy’ı şekillendiren İngiltere’nin yerini almaya başlamıştır. Savaştan sonra da dış borçlarını kapatmaya çalışan Avrupa ülkeleri para basmayı iyice arttırmıştı. Özellikle Almanya harcamaları karşılamak için çok yüksek miktarda para basmış ve hiper enflasyon yaşamıştı. Örnek verirsek; Hiper enflasyon yaşayan Almanya’da Savaşın bittiği sene ekmeğin fiyatı 150 mark iken bir yıl sonra 200.000.000.000 (iki yüz milyar) Alman Markı olmuştu.

Sonuçta bu savaş yıllarında değeri düşen ulusal paraların, kur savaşlarını yansıtmadığını söylemek daha doğru olacaktır. Ancak şunu belirtmeliyiz ki savaştan bir süper güç olarak çıkan ABD, küresel ekonomide ağırlığını iyice arttırmış ve doların işlem hacmi ve değeri de hızla artmıştır. Çünkü savaş yıllarında ABD’ye borçlanan ülkeler savaştan sonrada ABD’nin yardımına muhtaç kalmış ve ülkelerin ABD dolarına olan talepleri ciddi miktarda artmıştı.

Tabloda da görüldüğü gibi ABD birinci dünya savaşı sonrasında ülkelere borç vererek doların işlem hacmini ve değerini arttırmıştır. Böylece ABD birinci dünya savaşından sonra hızla dünyanın süper gücü olma yolunda ilerlemiştir.

Kur Savaşlarına Doğru

Savaştan sonra Londra para merkezi olma özelliğini kaybetmiş ve ABD altın karşılığı para basmayı sürdürmüştür. Böylece dünyanın yeni para merkezi New York olmuştu. ABD’ye olan bu yatırımlar

ABD’nin borç verdiği ülkeler

ekonomiyi büyütmüş ve ABD piyasalarının değerlerinin şişmesine neden olmuştu. Uygulanan liberal politikalarla hükümet müdahale etmemiş ve tam tersi enflasyonist süreç yaratarak 1929 krizinin çıkışını tetiklemiştir. Ekonomik gerilemenin yaşanmasıyla güven ortamı kaybolmuş ve hisse senetlerinin bir günde çok yüksek miktarda el değiştirmesiyle borsa çökmüş ve kriz bütün ekonomileri etkisi altına almıştır. Böylelikle Küresel ekonomide klasik iktisat görüşleri zayıflamış ve hükumetler ticaret engelleri koymuş ile tarifeler koyarak ticaret hacmini daraltmışlardır. Artık liberal ekonomi görüşleri zayıflamış ve ülkeler dış ticaretlerini genişletmek için kur savaşlarına başlamışlardır.

Kur Savaşları

Meydana gelen 1. Dünya Savaşı neticesiyle ülkelerin ekonomilerinde istikrarsızlık meydana gelmiş ve altın standardında bozulmalar olmuştur. Savaşın başlamasıyla altın standardı geçerliliğini kaybetmiş ve Avrupa tarafına akışı sağlanan paralar yönünü ABD’ye çevirmiştir. Bu olay neticesinde de 1929 Kara Perşembe olarak anılan büyük buhran meydana gelmiştir. Yazılanlar neticesinde ve devam eden olaylar ışığında 1931 yılına gelindiğinde artık kur savaşları başlayacak neticeye gelmiştir. Bu sırada olaylar bu halde seyir ederken Londra tarafından uygulanan altın standardı yerini dalgalı kur sistemine bırakmış ve bu sisteme geçilmesiyle birlikte ilk devalüasyon hamlesi gerçekleşmiştir.

Kur Savaşlarının Seyri

Savaş ve sonrasında süre gelen kriz sürecinde ülkeler kendi ulusal paraları ve altın standartı arasında ilişki kurmaya devam etmişlerdir ve bunu yaparak finansal ve ekonomik durumlarını düzeltmek istemişlerdir. Ancak savaş ve kriz dolayısıyla ülkeler içinde bulundukları durumdan kurtulmak için komşu ülkelerini ekonomik yönden zayıflatarak onları geride bırakmak istemişlerdir. Tüm bunlar ışığında kur savaşını başlatan ilk ülke İngiltere olmuştur. İngiltere’nin neden böyle bir hamle yaptığına bakacak olursak; ödemeler dengesinde meydana gelen aksaklıklar, elindeki rezerv miktarından meydana gelen düşüşler ve en önemlisi olan Avusturya’da faaliyet gösteren en önemli ticaret bankasının batması ve sterlinde meydana gelen dalgalanmalar dolayısıyla dış borç bakımından İngiltereye borçlu olan Almanya’nın ödemelerini aksatmasıyla birlikte İngiltere’nin zor bir duruma düşmesiyle 1931’de kur savaşını başlatmıştır.

Bunu nasıl yaptığına bakacak olursak; altın standardını terk ederek sterlinde meydana getirdiği devalüasyon sonucunda kur savaşını başlatmıştır. Bu olayı takip ederek kur savaşını başlatan ikinci ülke ise ABD olmuştur. İngiltere’deki panik havasından etkilenen ABD de altın standardını bir kenara bırakarak dolar üzerinde dalgalı kur sistemine geçmiştir. Daha sonra kur savaşına sırasıyla Belçika, İsviçre ve Hollanda da katılmıştır. 1931-1936 yılları arasında süren bu devalüasyon yani kur savaşlarına bir çok ülke katılmıştır. Durumun kötüye gitmesiyle birlikte ülkeler para birimlerinin istikrarını korumak için çeşitli anlaşmalar yapmış ancak kesin çözüm 1944 yılında imzalanan Bretton Woods anlaşmasıyla olmuştur. Böylelikle kur savaşlarına ara verilmiş olsa da uzun süren kur savaşları neticesinde küresel anlamda ticaret olumsuz etkilenmiştir. Ayrıca yapılan devalüasyon işlemlerinin orantısız bir şekilde ve çok büyük oranlarda yapılması dolayısıyla ticarette meydana gelen daralmalar etkisini daha da arttırarak bir toparlanma yaşanmadan daha kötü bir seyir almıştır. Bu dönemde yaşanan olaylar neticesinde kur savaşlarının komşu ülkeleri fakirleştirmek yerine küresel anlamda tüm ülkeleri önemli boyutlarda etkilemiştir ve bir fayda sağladığı görülmemiştir.

İlerleyen süreçte ise ABD’de meydana gelen ekonomik istikrarsızlık ve 2. Dünya savaşından kazanan ülkeler olarak Japonya ve Almanya’nın gelmesi dolayısıyla ABD’yi tekrar bir kur savaşı sürecine yöneltmiştir. Bu süreçte ise bozulan dünya ticaretinin yeniden düzene oturtulması ve döviz kurlarında meydana gelen istikrarsızlığın kabul edilmesi ve bu planlar ışığında IMF ve Dünya Bankasının kurulması amacıyla birçok ülkenin katılımıyla Bretton Woods üzerine anlaşma sağlanmıştır. Bununla birlikte ABD’de dolar kuru ile altın (ons) arasındaki ilişki yeniden sağlanmış ve dolar kuru ile diğer ülke paraları arasında sabit kur sağlanarak istikrar sağlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca FED‘in keyfi olarak dolar basmasının önüne geçilmesi için, bastığı dolar miktarı karşısında %25 oranında kasasında rezerv altın bulundurmayı taahhüt etmiştir. Bretton Woods kısmen de olsa kur savaşları yani devalüasyonun önüne geçmek istese de ülkelere son çare olarak devalüasyon yapma imkanı vermiştir. Ödemeler dengesinde sorun yaşayan ülkeler öncelikle IMF’den borç alacak ama bu durum karşısında yine borcunu ödeyemez ise son çare olarak devalüasyon yoluna gidecektir.

Ancak IMF devalüasyon oranına sınır koyarak %10 oranına kadar olan devalüasyonlara ülkelerin kendi kararlarıyla yapmasına izin vermiş fakat %10 üzeri için kendisinden izin alınması şartını getirmiştir. Bretton Woods sisteminin dolara yüklediği birçok anlam karşısında ve doların diğer ülkeler tarafından güven duyulan bir para olması yanında arzının da kontrolünün kolay bir şekilde olması dolayısıyla dolar küresel anlamda anahtar rol oynayan bir hal almıştır. Kurulan bu sistemin bozulmaması ve dolara olan güvenin sarsılmaması için ABD’nin dış ödemeler bilançosunda açık vermemesi ve sürekli olarak dolar basma yoluna gitmemesi gerekiyordu. Çünkü doların küresel anlamda önemli bir para birimi olduğunu düşünürsek ABD’nin yapacağı devalüasyonlar karşısında bu önemini yitirecektir.

Sistem belirli bir düzen üzerinde belirli bir zaman sürecinde işlese de ABD, 1950 yılından itibaren dış ödemeler dengesinde istikrarsızlık yaşamaya başlamıştır. Vietnam Savaşının başlamasıyla birlikte ABD savaşa kaynak sağlamış ve bunu yapmak için de genişletici politikaları izlemiştir. Ve buda enflasyonun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

ABD Enflasyon Oranları

1961-1970 arası ABD’de enflasyon

Enflasyonun artması ve dolara olan güvenin azalmasıyla birlikte Bretton Woods sistemine olan güven azalmış ve etkisini kaybetmesine neden olmuştur.

Sistemde meydana gelen bozulmalar ve Almanya ve Japonya’nın ekonomik anlamda büyük bir rol oynayarak piyasaya çıkması ortaya yeniden kur savaşlarının başlamasını çıkarmıştır. Almanya ve Japonya’nın güç kazanmasına bakacak olursak; Markın değer kazanmasıyla Almanya’nın getirisi yüksek olan sektörlere yönelmesi, Japonya’nın ise savaş zamanlarında ABD ile yaptığı ticaret karşısında ekonomisinde yukarı doğru bir seyir izlemesi gösterilebilir. Ayrıca bu ülkelerin 2. Dünya Savaşından yenik durumda çıkmalarından dolayı ABD’den aldıkları destekler sayesinde toparlanma sürecine girmişlerdir. Ekonomik anlamda önem kazanan bu ülkeler bunu koz olarak ABD’ ye karşı kullanmışlardır. Mevcut dolar rezervlerini altına çevirerek, kota uygulamaları yaparak ve ihracata destek verip sübvansiyonlar uygulayarak ABD’ye karşı cephe almışlardır.

Yani Almanya ve Japonya’nın baskısıyla karşılaşan ABD, bunun karşısında ekonomisinin de olumsuz bir seyir izlemesi dolayısıyla 2. Kur savaşlarını başlatan ilk ülke olmuştur. 1960 ve 1970 li yıllar arasında küresel anlamda faaliyet gösteren spekülatif girişimler ve Bretton Woods sisteminin geçerliliğini kaybetmesiyle birlikte ABD açısından durumlar kötü bir hal almıştır. ABD, Almanya ve Japonya’dan revelüasyona gitme yolunu istemiştir. Bunun sonucunda ABD, Almanya ve Japonya’ya belirli kararlara uyması için yaptırım uygulamıştır. Sonrasında ise dolarda devalüasyon yapılmıştır. Ancak küresel anlamda spekülatif faaliyetler dolara baskı yapmaya devam etmiştir. Buna karşın dolar üzerinde ikinci bir devalüasyon meydana gelmiştir.

Buna karşın kendi paralarını sabit kur üzerinden kullanan Avrupa Ekonomik Topluluğu’da sabit kur rejimini terk ederek paralarını dalgalanmaya bırakmışlardır. Bunu yapanlar arasında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile sınırlı kalınmamış, Japonya ve Kanada gibi ülkeler de sabit kuru terk ettiklerini söylemişlerdir. Ancak bu süreçte de çabalar olumsuz sonuçlar doğurmuş ve birçok ülkede enflasyon oranında ciddi artışlar meydana gelmiştir. Aşağıda yer alan tabloda Almanya’da çok fazla olmamakla birlikte ülkelerin enflasyon oranları yer almaktadır.

Gelişmiş ülkelerin petrol krizi sonrası enflasyon oranları

 

Ülkelerin sabit kur üzerine anlaşma sağlayamamasıyla birlikte enflasyon üzerinde artışlar devam etmekle birlikte tek sebep olarak bunu söyleyemeyiz. 1974 yılında yaşanan petrol krizide bunun bir sebebidir. Şöyle ki, 1973 yılında 2,01 dolar olan petrolün varil fiyatı, 1974 yılında 9,34 dolara 1976 Aralık ayına gelindiğinde ise 12,09 dolara çıkmıştır. Bu dönemde küresel anlamda ticarette yaşanan ani düşüşler ve daralmalar ve döviz kurundaki dalgalanmaların devam etmesi üzerine ABD, Japonya , Almanya gibi ülkeleri ortak bir görüşme noktasına itmiştir. Ancak bu görüşmeler sonucunda da mutabık kalınamamakla birlikte ortak bir karar alınamamıştır. Tekrar bir araya gelen bu ülkeler için artık dalgalı döviz kuru legal hale getirilmiş olup ancak IMF’nin denetim mekanizması daha arttırılarak yetkileri genişletilmiştir. Bu anlaşma sonucunda 1979 yılına kadar dolar diğer paralar karşısında değerini kaybederken mark ve yen değerini arttırmıştır.

1979 yılına gelindiğinde ise yeniden meydana gelen petrol şoklarının ikinci dalgası sebebiyle faiz ve enflasyon oranları oldukça artış göstermiştir. ABD buna karşın Arz Yönlü Politikaları uygulamaya koymuştur. Politikalar sonucunda ise ortaya çıkan bütçe açıkları faiz yoluyla ödenmeye çalışılmıştır. İngiltere de bu politikaları benimsemiştir. Fransa da bu politikaları benimsemiş olsada 1983 yılına gelindiğinde para birimi olan frank’ı 3 kez devalüasyon yapma yoluna gitmiştir. Bu ülkelerin karşısında Almanya ise farklı politikalar benimseyerek genişletici politikalar uygulayarak mark’ı sürekli olarak devalüasyon yoluna gitmiştir. ABD’nin benimsediği yüksek faiz oranları dolasıyla sürekli olarak diğer ülkelerden sıcak para akışı almasına neden olmuştur. Ancak Japonya başta olmak üzere diğer ülkeler bu olaya tepki göstermiştir. 1971 yılında süre gelen kur savaşları meydana gelen petrol krizleri nedeniyle aksamaya uğrayarak farklı bir boyut kazanmıştır. Ortaya enflasyon içinde durgunluk meydana getiren stagflasyon olgusunu meydana getirmiştir.

Yani artık olaylar enflasyonu da aşarak daha ciddi boyutlar kazanmıştır. Bu olayı kendi lehine ve özellikle Almanya ve Japonya’ya karşı kullanan ABD faiz politikalarını benimseyerek dış açıklarını finanse etmede kullanmıştır. Fakat dolar ve yende meydana gelen düşüşler durdurulamamıştır. Ortak bir nokta bulmaya çalışan ülkeler özellikle karşılıklı atışma içinde olan ABD ve Japonya açısından sağlanan anlaşma sonrası ABD uygulamakta olduğu faiz politikalarını terk etmesi karşısında Japonya ise genişletici politikaları benimseyecektir. Ancak bu olayda doların, mark ve yen karşısında aşırı bir şekilde değer kaybetmesine neden olmuştur. Yani bunların sonucunda ABD başlatmış olduğu kur savaşlarının 2. Dalgası da bu anlaşmalar kapsamında sona ermiştir. Sona ermesiyle birlikte ülkelere bir fayda sağlamadığı görülmüştür. Bretton Woods sistemi tamamen yıkılmıştır. İkinci kur savaşlarının olduğu dönemde diğer ülkeler farklı politikalar izlerken devalüasyon yoluna giden tek ülke ABD olmuştur. Diğer paralar ise revalüe edilmiştir. Birinci dalgada dolar ve sterlin ön planda iken, ikinci dalgada mark ve yen önem kazanmıştır. Ancak bu dönemde de kur savaşları dolayısıyla ticaret hacminde daralmalar, ülkelerin içerisinde enflasyon ve durgunluk meydana gelmiştir.

Yakın Geçmiş ve Günümüze Doğru Kur Savaşları

Yakın geçmişe baktığımızda ise meydana gelecek olan 3. Kur savaşı diğerlerinden farklı olarak çağın gereksinimleri ve gelişen teknoloji ile birlikte farklı bir boyut kazanmıştır. Öyle ki küreselleşme kavramıyla birlikte piyasalarda gelişmekte olan ülkelerde etkinlik kazanmışlardır. Kur savaşının meydana geliş sebepleri diğerleriyle beraber kısmen benzerlik göstermiş olmakla birlikte 2000 yılında ABD’de yaşanan daralma ve 2008 yılında ortaya çıkan Mortgage krizi de sebepleri arasındadır. Bretton Woods sisteminin sona ermesinden sonra ortaya çıkan uluslararası para sistemi ile birlikte devalüasyon imkanı ortadan kaldırılmış, hedef olarak dış ticaretin arttırılması amaçlanmıştır. Ayrıca bir diğer sebep olarak ise ABD’nin 2000 yılında girdiği resesyon durumudur.

1995 yılından itibaren 2000 yılına kadar özellikle İnternet üzerinden faaliyet gösteren Nasdaq borsasında yıllara göre puan artışıyla birlikte, buna müdahale etmek isteyen FED faiz arttırımı yoluna gitmiştir. Bununla birlikte piyasalar bu olaya tepki vererek borsalarda düşüşler meydana gelmiştir. Ancak, tek olay bu değildir. 11 Eylül zamanında ABD’de yapılan ikiz kule saldırıları ile New York borsası değer kaybetmiştir. Bir diğer hususta denetim mekanizmasının tam anlamıyla çalışmamasından dolayı, yatırımcıların kazanç sağladıklarını düşünürken aslında zarar ettiğinin ortaya çıkmasıyla daha riskli bir ortamı beraberinde getirmiştir. ABD’de gerçekleşen bu panik havasıyla birlikte küresel anlamda diğer ülkeler bir daralma yaşamamak için para ve maliye politikalarında değişikliğe gitmişlerdir. FED faizlerde azaltma yoluna giderek genişletici politikalar uygulamıştır. Ama bu durum karşısında dolar, euro ve yen karşısında değer kaybetmiştir. Tabi ki bu faiz oranında düşüşlere tek başına FED yapmamakla birlikte, Avrupa Merkez Bankası’da faizlerde düşüşe gitmiştir.

Japonya GSMH değerleri

• Yukarıda ki tablodan hareketle 1970’li yıllar itibariyle muazzam bir sıçrama gösteren Japonya ekonomisi, daralma dönemlerine gelindiğinde olumsuz etkilenen ekonomiler arasına girmiştir. Bundan dolayı FED ve AMB’nin yaptığı faiz indirimine karşın BOJ, faizleri sıfıra indirme yoluna giderek Yen’e olan ilgiyi azaltmak istemiştir. Bunu yapmasındaki amaç ise yenin diğer kurlar karşısında değerini düşürerek ihracata yardım etmek maksadında idi. Yani bunu bir kur savaşı hamlesi olarak algılamakla birlikte tam anlamıyla bir kur savaşından bahsetmek mümkün değildir. Sıfır faiz oranında direnen Japonya, gelişmiş ülkelerin ve FED’in baskısına dayanamayarak farklı para politikaları ve zorunlu karşılık oranlarında yeniden düzenleme yoluna gitmiştir.

Diğer kur savaşlarında olduğu gibi yine kur savaşını başlatan ülke ABD olmuştur. Başlatılmasında yukarıda da bahsettiğimiz gibi bir çok etken faktör olsa da asıl nedeni 2008 yılında meydana gelen Mortgage krizidir. ABD’de geri dönüşün sağlanıp sağlanamayacağına bakılmaksızın verilen konut kredileriyle birlikte gayrimenkul sektöründe sıçrama meydana gelerek ortaya anlamsız bir tablo çıkmıştır. Geri dönüşü sağlanamayan krediler dolayısıyla, en önemli finansal piyasa aracı olan bankalarda kaynak kıtlığı yaşanmasına neden olmuştur. Ayrıca geçmişten beri gelen Bretton Woods sisteminin çökmesiyle birlikte ülkelerin ortak bir politika üzerine oturamaması, ortaya çıkacak aksaklıkları çözebilecek bir mekanizmanın olmaması ve belirli bir kurallar bazında işleyen para sisteminin kurulamaması birçok ülkenin kendi iç dinamiklerine ve dış ticaret politikalarına göre kuru dengelemesine sebep olmuştur. Yani mevcut kurulu bir düzenin olmaması her ülkenin kendi düzenini kurmasını gerektirmiştir.

Karşılaştırmalı Milli Gelir Büyüme Oranları

KAYNAK:IMF
• Görüldüğü üzere ABD’de meydana gelen kriz küresel anlama tüm dünyayı etkisi altına almıştır.

Küresel anlamda yaşanan durgunluk dolayısıyla birçok ülke daha önce Japonya’nın uygulamış olduğu politikalar gibi para birimlerinde devalüasyona giderek ihracatlarını arttırma yoluna gitmişlerdir.
Bu süreçler beraberinde, dünya üzerinde söz sahibi olan ve ekonomik anlamda gelişmelerini tamamlamış ülkeler olan ABD, Japonya ve Euro Bölgesi arasında bir savaş başlamasına sebep olmuştur. Bununla birlikte bu ülkeler ayrıca birbirlerinin en önemli ticaret yaptığı ülkelerdir.


KAYNAK:IMF

Yukarıdaki tablodan da görüldüğü üzere bu ülkeler arasında neden kur savaşının başladığı görülür niteliktedir. ABD açık verirken diğer ülkeler fazla vermektedir

3. Kur Savaşı Hakkında

3. Kur savaşının nedenlerini ve hangi ülkeler arasında ne sebeple olduğu hakkında yukarıda bilgi verdik. Bu bilgiler ışığında 3. Kur savaşını ele aldığımızda öncüsünün ABD karşılıklı olarak Çin ile bir savaş başlatmıştır. Buna neden olarak 1990’lı yıllardan itibaren ABD cari işlemlerde negatif bir seyir izlerken Çin ise pozitif bir seyir izlemektedir.

ABD- ÇİN Cari İşlemler Dengesi

KAYNAK: IMF

Ancak 2008 yılına geldiğimizde ve bu yılları takip eden yıllara baktığımızda ABD için cari işlemler dengesindeki aralık, yani makas daha çok açılırken Çin ise pozitif olarak sürdürdüğü dengede açıklar vermeye başlamıştır.

Çin, 2004 yılına kadar parasını dolar karşısında sabitlemiştir. Daha sonra ise parasının değerini yükseltme hamleleri yapmıştır. Ancak kriz ortamının oluşmasıyla birlikte tekrardan dolara karşı parasını sabitleme yoluna gitmiştir. ABD ise genişletici politikalar uygulamasına rağmen ekonomik anlamda refaha ulaşmayı başaramamıştır. Bunun önündeki engel olarak ise Çin’i görmektedir. ABD’nin dengelerini pozitif yöne çekmesi için Çin’in parasının değerini arttırması gerekmekteydi. FED, bünyesinde genişletici politikalar izlerken Çin, dolar karşısında parasını sabit tutmaya devam etmiştir. Ancak baskılara dayanamayan Çin, parasının dolar karşısında değerini arttırmaya başlamıştır.

Dolar-Yen Paritesi

Çin’in göstermiş olduğu artış sonuçlarını vermiştir. Böylelikle karşılıklı olarak devam eden Çin ile ABD arasındaki kur savaşı devam etmekle birlikte kur savaşlarının yaşandığı tek cephe Çin ile ABD arası değildir. Çünkü dünya ticaretinde aktif rol oynayan Çin ve ABD diğer ülkeleri de etkilemiştir.

Euro Bölgesi ise kur savaşlarında aktif olarak rol almamakla birlikte Çin ve ABD ile dış ticaret yaptığı için kur savaşlarından etkilenmiştir. ABD’de yaşanan kriz havası dolayısıyla AB ülkelerini de etkilemiştir. Böylelikle AMB, FED benzeri politikaları benimseyerek para politikasını genişletme yoluna gitmiştir. Belirli AB ülkelerinde cari işlemler fazla verirken, bazı ülkelerde ise açık vermektedir bundan dolayıda AMB tarafından kur müdahalesi yapılamamakla birlikte genişletme politikaları anlamsız kalmış ve Euro değer kazanmaya başlamıştır. Ancak bu olay ABD için olumsuz bir etki yaratmaktadır. AB ile arasında önemli ticaret ve finansal faaliyetlere sahip olan ABD bu durum karşısında AB’ye ekonomik anlamda yardım ve destek sağlamıştır. Aynı durum Çin içinde geçerlidir. Öyledir ki Çin ve ABD devlet tahvilleri alarak destek vermişlerdir.

Bu 3. Kur Savaşı sürecinde aktif olarak rol alan bir diğer ülke ise Japonya olmuştur. Japonya’nın da, Çin ve ABD ile arasında önemli bir dış ticaret hacmi söz konusudur. Bundan dolayı FED gibi BOJ da genişletici politikalar izlemiştir. Ancak Japonya diğer ülkelere göre daha olumlu bir havaya sahiptir. Çünkü bahsedilen ülkelere göre daha düşük bir dış borca sahip olması ve dış açık vermemesiyle birlikte Japonya diğer ülkelere göre güvenilir bir tavır sergilemektedir.


• 2011 yılı ve devam eden yıllara baktığımızda yen kırılma süreci içine girerek dolar karşısında değer kaybına maruz kalmıştır ve böylelikle 3. Kur savaşına artık Japonya’da katılmıştır.

2011 yılında Japonya’da meydana gelen Tsunami felaketiyle birlikte büyük zarara uğrayan ülke yaralarını sarmak ve yeniden yapılanma ve kamusal faaliyetleri gerçekleştirmek için elindeki dolar varlıklarını Yen’e dönüştürmek için bir baskı yaratmıştır. Bu olay karşısında başta FED olmakla beraber AMB ve BOJ arasında ortaklaşa bir plan izleyerek dolar ve Euro alarak yenin değerini düşürme çabası içine girmişlerdir.

Japonya için asıl kur hamlesinin başladığı dönem ise farklı vaatlerde bulunarak seçilen bir başkanın göreve gelmesiyle birlikte 2013 yılında BOJ, FED’e göre daha fazla bir genişleme göstermiştir. Ancak genişletici politikalar ile kur savaşlarında diğer ülkelere karşı rol alan Japonya, bu savaştan herhangi bir kazanç sağlayamamıştır.


Kaynak:OECD
• Tabloya baktığımızda dış fazlası düşmekte olan Japonya’da bununla birlikte GSYİH’da düşüş eğilimine girmiştir. Yani daha çok durgunluk havasına bürünen bir ekonomi yaratmaktan öteye gidememiştir. Bu süreç kapsamında 3. Kur savaşları henüz tamamlanmamak ile birlikte gelecek yıllarda ülkeler açısından ne getireceği hakkında bir yorum yapmak mümkün değildir.

SONUÇ

Kur savaşları her ne kadar kendi ekonomimize yarar sağlamak yani ihracatımızı arttırıp komşu ülkeleri fakirleştirme politikası gütmekte olsa da en çok zararı yine kendi iç dinamiklerimize vermektedir. Yani bu savaşın kazananı yoktur. Aşağıdaki tablodan hareketle de ülkeler kur savaşlarına girdikleri zaman ki GSYİH oranlarında meydana gelen düşüşler göze çarpmaktadır.


KAYNAK:IMF

Hakkında: Osman Erdoğan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir